İletişimcinin dramı: Bazen o bir kişiye ulaşamazsınız

“Heartbroken”, Ron Williams

İnsan neden iletişimci olur? Yani, neden iletişim işini hayatının merkezine koyacak kadar önemser? Benim gibi mesleğini duygusal bağ kurarak seçenler için bu sorunun cevabı, iletişim kuramamanın ne denli acı verici olduğunu duyumsamış olmaktır…

Örneğin, 10 yaşıma kadar öğrendiğim tüm kelimelerin ve gramerin birden bire geçersiz hale geldiği bir ülkeye taşındığımda olduğu gibi. Fransızca’da doğru ifade ettiğimi sandığım bir sözün, zar zor edindiğim arkadaşlarımı bir çırpıda benden uzaklaştırabileceğini görmem gibi.
Ya da, 20’li yaşlarımın başında babamla aramdaki sorunları düzeltmek için sayfalarca mektup yazıp, emeğimin bir sarılmayla sonuçlanmasını beklerken “bu mektupta hiçbir şey yok” yorumuyla yıkılmak gibi.

İnsan iletişim kurmak isteyip kuramayınca, bir sorunu çözmeye çalışırken daha büyük bir sorunla karşılaşınca, ölüm gibi bir şey oluyor. Yalnızlık, anlaşılmamışlık ve terk edilmiş hisleri üzerimize yığılıyor. Bu yüzden yıllardır iletişim kesintilerini en aza indirmek için çalışıyorum. Artık söylediklerimin anlaşıldığı, hissettiklerimin fark edildiği, niyetimin çarpıtılamadığı bir düzen içinde yaşıyorum.

Peki, olumsuz tecrübelerim yaşım ilerledikçe, deneyimim arttıkça azalıyor mu? Pek çoğu azalıyor, evet. Ama yaş ilerledikçe ve tecrübem arttıkça karşımıza daha karmaşık, içinden çıkması daha zor, zekice tasarlanmış ve kemikleşmiş sorunlar çıkıyor. Bunlar saf sözel hatalardan ibaret değiller. Zor teşhis edilen bu durumlar, kültürel farklılıklara, kişilik özelliklerine eşlik ediyor. Böyle durumlarda sadece açık ve nazik olmak yeterli olmuyor. Daha uzun bir döneme yayılması gereken incecik, kırılgan bir oyuna girmek gerekiyor. Tabii, iletişim kurmaya hala niyetliyseniz…

Annelerin içine gömüldükleri bilgi ve fikir kirliliğinden çıkmalarını amaçlayan bir rehber kitap yazdım. Kitap umduğumdan daha büyük ilgi gördü: Yazdıklarım üniversitelerde panel konusu oldu, psikologlar ve çocuk doktorları kendi danışanlarına kitabımı önerdiler. Gelin görün ki bazı anneler, en kuvvetli kanıtları dahi reddetmelerini sağlayan inançlar geliştirmiş olduklarından, yazdıklarıma olumlu ya da olumsuz herhangi bir geribildirim vermediler.

O bazı annelere ulaşamamış olduğumu varsayarak bu kez bir farkındalık oyunu kurguladım. Artık annelerin inançlarını sorgulayan ben değildim; Onlar kendi mantık hatalarını kendi elleriyle ortaya koyuyor, kendi kendilerine hataları fark edip düzeltiyorlardı. Amacıma ulaşmış olmalıydım. Ama bazı okurların şu yorumuyla karşılaştım: “Kendimle yüzleşmeyi göze alamadığım için haritamı çıkarmadım”.

Bazen, o bir kişiye ulaşamazsınız.
Bu bir dram değildir. Asla kazanamayacağınız o bir kişiye karşılık onlarca, yüzlerce, hatta binlerce kişiye dokunmuş olursunuz.

Ama bazen, mesajınızı doğru iletmek istediğiniz kişi, sizin için kıymetlidir.
Annenizdir. Babanızdır. Çocuğunuzdur. Sevdiğinizdir.
Sizi yanlış anlaması, size inanmaması, söylediklerinizi yetersiz ya da aşırı yorumlaması, sizi derinden incitir.

En zor vakalara dahi ulaşıp dokunursunuz. Kendinizinkinden daha büyük dertlere derman olursunuz. Ama kendi ilişkinizi sardığınız pamukların arasından bir kırık cam çıkıp derinize batabilir.

İletişimcinin dahi ulaşamadığı yerde, iletişimcinin müdahil olamayacağı güçler vardır.

İletişimcinin buradan çıkarması gereken ders nedir?

Bazen, zamanı gelmemiştir.
Bazen bir yol alınmıştır ama siz istenen sonucu görmediğinizden, yol almadığınızı zannedersiniz.
Bazen o mesajı iletmek, sizin işiniz değildir.
Bazen de gereken, geri çekilmektir…

Talula, Talula,                                             Talula, Talula,
You don’t want to loose her                      Onu kaybetmek istemiyorsun
She must be worth losing                          Ama buna değer
If she is worth something                          Eğer değeri var ise

(Tori Amos)


Yorumlar