Sanal çocuk

Arzu, hayatının hatrı sayılır bir dönemini doğa koruma aktivizmi yapmaya adamıştı. Farklı kurumlarla gönüllü işler yapmış, ekolojik yaşam üzerine sayısız kitap okumuş, beslenme ve yaşam tarzını dikkat çekici biçimde değiştirmişti. Arzu, Facebook’unda 6 yaşındaki kızının kendisine söylediklerini düzenli olarak paylaşıyordu. Küçük kız, zannedersiniz ormanın içinde doğup şehre inmişti! Gerçekten şaşılası tepkileri vardı. Daha küçücükken ağaçlara sarılan fotoğraflarını, böcekleri korkusuzca eline aldığı görüntüleri izlemiştik. Son gönderisinde ise okula gitmeyi reddettiğini öğrendik “çünkü bindiği servis egzozuyla dünyayı kirletiyordu” ve “eğer okul doğayı kirletiyorsa, çocuklara ne öğretebilirdi?” Arzu, kızının bu zeki çıkışlarına, özgür ruhuna hayranlık duyuyor, onun bu daha küçük yaşta gelişen özgünlüğünü paylaşmaktan gurur duyuyordu… Arzu’nun kızının bir becerisi daha vardı: Hiç kursa gitmemesine karşın, babaanneden yadigar enstrüman sayesinde, kendi başına piyano çalmayı öğrenmekteydi.

Arzu’nun kızı Handan’da olsaydı, Handan herhalde çıldırırdı! Böcekleri tutması Handan için katlanılmaz bir manzara olurdu bir kere. Onun bal döküp yalanacak evinde değil böcek, taş toprak bile görmekten rahatsız olurdu Handan. Hayır, temizlik hastası değildi, hakkını yemeyelim, anlayışlı bir anneydi. Çocuğuna gereken özgürlük alanını tanıyordu, sadece temizlik işlerini daha erken öğretmiş görünüyordu kızına. Onunki 2 yaşında çatal bıçağı doğru kullanır olmuştu, Instagram’da görmüştük videosunu. Ne başarı ama! “Demek ki mümkün”, demiştik görünce. Şimdi onun kızı da 6 yaşında ve okuldan eve yeterince temiz dönüyor, annesine pek az çamaşır çıkarıyor (annesi bunu da anlatmıştı). Handan’ın kızı 3 yaşından beri düzenli olarak İtalyanca kursuna gidiyor, ciddi ciddi de konuşmaya başlamış!

Size, iki farklı anne hikâyesi anlattım. Hangisi daha çok hoşunuza gitti?

Peki desem ki, iki farklı anne hikâyesi anlattım ama aslında, aynı çocuğu anlatım? Evet, aynı çocuğu, iki farklı anne perspektifinden…

Tanıştırayım: Açelya.
2012 İstanbul doğumlu.
Annesi büyük bir şirkette müdür yardımcısı, aynı zamanda ateşli bir doğa aktivisti. Zekeriyaköy’de büyük, bahçeli bir evleri var. Bahçede sebzeler, meyveler yetişiyor. Açelya ağaçlara tırmanarak büyüyor.
Anne, temizlik sever. Ev, kendileriyle birlikte yaşayan iki yardımcıdan biri tarafından günde üç kere süpürülüyor, yani bahçedeki toprak eve girmiyor. Açelya babaannesinin piyanosunda her gün duyduğu şarkıları çıkarmaya çalışıyor. Babaanne de eve geldikçe ona iki elini birlikte kullanmayı gösteriyor. Açelya,bahçede istediği gibi oynadıktan, böceklerle, kedi ve köpeklerle vakit geçirdikten sonra eve girmeden ayakkabılarını çıkarmayı, üstünü değiştirmeyi öğrenmiş, itinayla yapıyor. Ne yapalım, annesi böyle istiyor. Rus bakıcısının disiplinli tavrı sayesinde pek de zorlanmamış bu kuralları öğrenmekte. Açelya servisin egzoz saçtığını biliyor tabii, ama tıpış tıpış gidiyor okuluna. Okuldan çıkınca da, İtalyanca kursuna.
Bu arada, Açelya’nın sosyal medyaya konmayan bir sorunu var: 6 yaşında hala altına çiş kaçırıyor…

Bu ilginç hikayeyi niye kurguladım dersiniz?
Sadece sosyal medyada yaptıklarımız ve paylaştıklarımız üzerine düşünmemiz için değil aslında. Tamam, sosyal medya, sosyal bir maske.
Ama günlük hayatta bizim, kendimize karşı taktığımız bir maske de yok mu dersiniz?
Yani, kendimizle ve çocuğumuzla ilgili görmeyi ve görmemeyi seçtiklerimiz yok mu?

Açelya’nın annesi Arzu olunca, Facebook’ta Açelya’nın temizliğiyle övünmüyor. Her ne kadar temizlik bir beceri olsa da, kızında öncelikle görmek istediği yetenekler arasında değil. Böceklere elleyebiliyor olması onun için daha heyecan verici!
Eğer Açelya’nın annesi Handan olursa ve Açelya’nın böceklere ellediğini görürse (ki mutlaka görmüştür) bu anı hafızasından silmeyi yeğler.
Ve ister Arzu olsun ister Handan, her iki anne de alt ıslatma sorununu önemsemekten kaçınıyor…

Anne, Açelya’nın İtalyanca konuşmasını çok istiyor. Öte yandan, Açelya’nın piyanoya doğal bir yeteneği var. Anne, neden kızını piyano kursuna göndermiyor? Neden kızına fikrini sormuyor?
Bir de tabii, neden alt ıslatma sorunu ile ilgili yardım almıyor?

Geçen yıl Sürdürülebilir İyi Ebeveynlik konuşmasında “Çocuğunuzu vitrininiz yapmayın” demişti Hilal Mutlusoy Öktem.
Vitrinin ötesine bakmayı, görmek istediklerimizi aşıp, çocuğumuzun bütününe bakmayı unutmayalım.
O zaman çocuğumuz sosyal medyada görünen ve görünmeyen yönleriyle, bütünüyle büyüyecek, serpilecek, özgürleşecek ve özgünleşecek…


Yorumlar