Türk annesi gücünün farkında mı?

Türk annesi gücünün farkında mı? (ya da ben bu işi niye yapıyorum?)

Size bazı kırılgan hayallerimden bahsedeceğim. Geçmişte iki müzik albümü yaptım, şarkılar besteledim, söyledim. Hayal etmeyi, üretmeyi seviyorum. Ölmeden iyi bir roman yazarı olup olamayacağımı da çok merak ediyorum! Evet, roman yazmak istiyorum. Ama bunun için pek zamanım olmuyor çünkü 2010’da başladığım çocuk yetiştirmeye yönelik araştırmacı yazarlık işimi henüz bırakamıyorum…

Çocuklarımı büyütürken evden çalışmak, daha iyi bir anne olmak için kendimi geliştirmek adına annelik temalı yayıncılık işine girdim. Bu sürecin beni sürüklediği “Çocuğumla Nasıl Konuşursam Beni Dinler” iletişim atölyesi koordinatörlüğü ve Bilinçli Annelere Seminerler, benim de kendimi geliştirdiğim bir ilgi odağı oldu. Derken çocuklarım büyüdüler, şimdi ektiklerimi biçiyorum ve başta iletişim eğitimi olmak üzere en çok faydasını gördüğüm yaklaşımları tavsiye ediyorum. Her zaman bağımsız yayın yaptım ve söylemek istediklerimi söyledim. Artık yeni hayallerime koşabilirim!

Peki o halde, neden hala bu işi bırakamıyorum?

Müzisyen olarak sahneye çıkmak çok havalıydı.
Araştırmacı olarak sahneye çıkıp gerçekleri paylaşmak ise, bunu duymak istemeyenlerin direnciyle karşılaştığınız için çok daha zorlayıcı!

Romancı olup okurları hayali bir gerilimin içine sürüklemek çok eğlenceli olurdu. Ne de olsa herkes gerilmeye gönüllü olacak!
Oysa uyku eğitimi vermenin önemi, bazı çocuk kitaplarının içerdiği sakıncalı mesajlar, çocuğu sosyal medyada istismar etmek, ödevleri çocukla birlikte yapmamak, aşı yaptırmanın gerekliliği üzerinde konuşmak… itirazlarla karşılanan gerçek bir gerilim!

Bunlara rağmen bu işi tutkuyla yapıyorum.
Neden diye düşününce, sebebini de buluyorum…

Ben Türk annesinin, dünyaya örnek bir anne modeli olabileceğini düşünüyorum!

Tabii, farkındayım, günümüz Türkiye’sinin çok fazla sorunu var.
Bir kere ebeveynlikte aşırı korumacılık ‘norm’ olmuş, çok sağlıklı ve doğru bir ebeveynlik modeliymiş gibi gösteriliyor. Bunun bir sorun olduğu konusunda herkes hemfikir gözükse de, böyle olmamak için kullanılan kaçış yolları bizi aynı meydana çıkarıyor. Yeterli ve kaliteli uzman bulmak da eğitim sisteminin çarpıklığı sebebiyle gittikçe zorlaşıyor, uzman kalitesi tehlike altında!
Öyle bir durumdayız ki, sağlıklı çocuk yetiştirmek için hiçbir emek vermeyen, içgüdüleri ve elindeki becerilerle ebeveynlik yapan bir anne ile çocuğunu iyi yetiştirmek için çırpınan, beslenmesinden aktivitesine her şeyi kontrol eden ve kesenin ağzını açmış bir annenin aldığı sonuç, aynı!

Yine de Batı’da yaşanan sorunlar büyük oranda bize uzak.
Bakın nasıl:

İNTİHAR oranlarının görece düşük olduğu bir coğrafyadayız.
UYUŞTURUCUnun ölüme sürüklediği insan sayısı da düşük oranlarda.
ALKOLizm oranları da baş edilebilir seviyede.

Zor bir dünyada, bu kadar sorunu olan bir ülkede, tünelin ucundaki ışığı görebiliyoruz.
Bunu sağlayan ne? Bizi ne ayakta tutuyor, dersiniz?
İşte cevabım:

Sevgi.

Anneniz sizi öperdi, babanız başınızı okşardı. Belki hem ‘döverdi’ hem severdi ama, sevdiğini hissettiniz. Batı’ya kıyasla Doğu’daki ebeveynler, çocuklarıyla daha fazla ten teması kuruyor, koşulsuz sevgisini daha fazla hissettiriyorlar. Üstelik bunu yapmak için co-sleeping gibi tartışılır yabancı teknikler gerekmiyor! İşte bu yeterince hissedilmiş sevgi, kötü günlerimizde bizi ayakta tutuyor. Biz sevgiyi yeterince almış, yeterince verebilen bir toplumuz. Karşılaştırmalı araştırmalar gösteriyor ki yeterince ten teması almış bebekler, diğer bebeklerden daha hızlı gelişiyor, daha erken yürümeye başlıyorlar. Bizler çocukken temel ihtiyacımız karşılanabilmiş.

Temelimiz sağlam!

Temel sağlam olduktan sonra, şimdi üzerine modern dünyada çok ihtiyaç olan renkleri katmak, baharatları eklemek kalıyor.

Günümüz koşullarında sevginin yanına ne lazım?

Saygı.

Karşılaştırmalı araştırmaların gösterdiği bir şey daha var: Zamanlıca bireyselliğini kazanamayanlar, anne baba bağımlısı, tatminsiz, evliliğinde mutsuz koca yetişkinlere dönüşüyorlar!

Eğitim, disiplin, hele özdisiplin, dış polis değil de iç polis yardımıyla işleri iyi yapma becerisi, etik değerler, insan hakları, kendine ve başkasına saygı, özgüven…

İşte biz, bunlara çalışmalıyız.
Bunlarla saygı temelli, medeniyete uzanan yolda hızlı adımlarla ilerlemeliyiz.
Zor gibi görünüyor ama, sevgisiz kalmış birinin sevgiyi öğrenmesi kadar zor değil.

Çocuklarım büyürken dertlerinin de büyümediğini, aksine küçüldüğünü ve sadece kendi yaşlarıyla ilgili geçici sorunların kaldığını gördükçe, Sürdürülebilir İyi Ebeveynlik yolunda yaptığım çalışmaların ödülünü en iyi şekilde aldım.

Sizde büyük bir cevher var: Sevgi.
Ama sevginizi saygı ile işlemezseniz, ham kalacak.
Sizi hangi duyguların, hangi sorunların yönettiğini, güçlü ve zayıf yönlerinizi eksiksiz biçimde keşfetmek, daha kolay, daha sağlıklı ve sürdürülebilir yolu tayin etmek ister misiniz?
Annelik Haritası’nı keşfetmenin zamanı… Haydi tıklayın!


3 comments on “Türk annesi gücünün farkında mı?


  1. turkan dedi ki:

    Toplumun coğrafi ve kültürel özelliklerini tabii ki gözardı edecek değiliz ve farklı toplumları incelemek, kıyaslamak, bu farklılar içinden dersler çıkarmak elbette yalnızca ebeveynlik konularında değil pek çok konuda gerekli. Ama Türk annelerini millileştirme çabası bana biraz abartılı geldi ve aynı zamanda karşılaştırılma yapılmak istenen grup inceden karalanmaya çalışılıyor. Yazıda geçen ve Türkler karşısına batı olarak konan grup tam olarak hangi toplumsal alt yapıda bilemiyoruz. İskandinavya ve Güney Avrupa verileri aynı mı bahsi geçen sorunlarda ? İstatistik kurumu düzgün çalışmayan pek çok ölümün, intiharın kayda bile geçmediği bir sistemi diğerleriyle kıyaslamak durum o kadar da kötü değil diye teselli edilmeyi bekleyen bir tutum. Son olarak niye hala çocuk yetiştirme konularında yalnızca anne odaklı yazılıyor çiziliyor cidden anlamıyorum.

    1. yonetici dedi ki:

      Merhaba, yorumunuz ve sunduğunuz perspektif için teşekkür ederim. “Millileştirme çabası” ve inceden karalama çabası” sözünü kişisel görüşünüz olarak algılıyorum. Kültürel eğilimlerimize gelince; hiç unutmadığım bir film repliği var: “How does a cliché become a cliché?” (Bir klişe, nasıl klişe haline gelir?)
      İstatistiksel çalışmaları takip edelim.
      Neden daha çok anne ile ilgili yazıldığını ise ben artık çok iyi anlıyorum. Üstelik bu, istatistiklerle açıklanabiliyor. Annelik Haritası kitabımda ve eminim ebeveynlikle ilgili pek çok araştırmada bulunabilir. Saygılarımla

Yorumlar